Hint sinemasına karşı yıllarca beslediğim o gereksiz ön yargıyı yerle bir eden, bana "İyi ki önerilere kulak asıp izlemişim" dedirten o eşsiz şaheser: Drishyam. Dün gece 1. filmi tekrar izlemek istedim. Çoğumuzun aklında Hint sineması dendiğinde bitmek bilmeyen dans sahneleri, abartılı aksiyonlar ve klişe dramalar canlanıyor, biliyorum. Ancak ben bu ön yargıya sahip olsam da geçmişe dönüp baktığımda aslında kendimle hep çelişmişimdir. Yıllar önce izleyip baş tacı ettiğim bir klasik olan "Awaara" ve modern sinemada kalbimi kazanan, her projesine hayran olduğum Aamir Khan filmleri bu ön yargının hep istisnası olmuştur. Hatta Awaara filminin incelemesine hiçbir yorum bile katmadan, sadece dilimden düşürmediğim o efsane repliği bırakmıştım: "İyi ya da kötü, suçlu ya da masum ne olursan ol benimsin. Bu bir yürek meselesi ve adalet ölçüleri bunu yargılayamaz.."
İşte Drishyam, tam da bu repliğin ruhunu taşıyan, adalet ölçülerinin yargılayamayacağı kadar güçlü bir aile bağını anlatan ve bu "istisnalar" listesine adını altın harflerle yazdıran bir yapım. Pek beklentiye girmeden başladığım halde zekasıyla beni koltuğa çivileyen ve nefes kesici bir seriye dönüşen muazzam bir film. O klişe Hint sineması algısını temelinden sarsan, senaryosu ilmek ilmek dokunmuş kusursuz bir gerilim ve akıl oyunu. Film, sıradan, kendi halinde, kablolu TV işletmecisi olan ve hayatı izlediği filmlerden öğrenen ilkokul mezunu bir babanın, ailesini korumak için neleri göze alabileceğini ve aklın sınırlarını nasıl zorlayabileceğini anlatıyor.
Senaryonun en can alıcı noktası, bir cinayet gizemini "Kim yaptı?" klişesinden çıkarıp, sıradan bir ailenin soğukkanlı bir devlet gücüne karşı "Nasıl hayatta kalacak ve paçayı nasıl kurtaracak?" mücadelesine dönüştürmesi. Baş karakterin, polisin tüm acımasız ve psikolojik baskılarına karşı sadece izlediği filmlerden edindiği sinematik kurgu yeteneği ve görsel hafızasıyla direnmesi tek kelimeyle muazzam. Bir babanın çaresizliği, zekayla birleştiğinde ortaya çıkan o yenilmez koruma kalkanı izleyiciyi her sahnede şaşkına çeviriyor.
Drishyam, zekanın kaba kuvvete karşı nasıl galip gelebileceğinin ve sıradan bir insanın köşeye sıkıştığında ne kadar tehlikeli, ne kadar kusursuz bir stratejist olabileceğinin en güzel kanıtı. Aile bağlarının gücünü, adaletin gri tonlarını ve "gerçeğin" ne kadar manipüle edilebilir olduğunu sarsıcı bir şekilde yüzümüze vuruyor. Film boyunca ilmek ilmek işlenen o planın finalde bağlandığı nokta o kadar tatmin edici ki, ilk filmin o vurucu sonundan sonra serinin devamına saldırmamak elde değil.
Bana bu filmi öneren ve tavsiyesine değer verdiğim kişiye içten bir teşekkür borçluyum. Bazen en büyük sinema hazineleri, kendi konfor alanımızın ve gereksiz ön yargılarımızın hemen ötesinde bizi bekler.
Kendime Notlar
- Bazen en iyi eğitim, hayata ve insanlara dair yapılan keskin gözlemlerdir; tıpkı binlerce film izleyerek insan psikolojisini çözmek gibi.
- Ön yargılar, sadece kendi ufkumuzu daraltan görünmez hapishanelerdir. O kapıyı araladığında, Drishyam gibi şaheserlerle tanışırsın.
- İnsanlar duyduklarına değil, gördüklerine inanırlar. Gerçek, bazen sadece birinin sana neyi görmeni istediğiyle şekillenir.
- Bir babanın ailesini koruma içgüdüsü, dünyadaki en yenilmez güçtür; kanunlar ve polis bile bazen bu saf gücün karşısında çaresiz kalır.
- Başkalarının önerilerine değer verip şans tanımak, insanın kendi kendine asla keşfedemeyeceği ufukları açar.
Drishyam, sadece Hint sinemasına olan mesafemi kapatmakla kalmayan, gerilim türünde izlediğim en kusursuz senaryolardan biri olarak hafızama kazınan bir zeka şöleni. İyi ki izlemişim!