"The Stoning of Soraya M." (Soraya'yı Taşlamak) filmini izledikten sonra uzun bir süre kendime gelemediğimi, içimde biriken o korkunç öfke ve çaresizlikle ekrana baka kaldığımı çok iyi hatırlıyorum. Bazen sinema bizi hayal dünyalarından alıp insanlığın en karanlık, en utanç verici gerçekleriyle yüzleştiren acımasız bir aynaya dönüşür. 1986 yılında İran'ın Kuhpaya köyünde yaşanan bu gerçek vahşet, sadece bir sinema filmi değil, gücü, dini ve sistemi kendi çıkarları için kullanan ataerkil bir ikiyüzlülüğün masum bir kadının kanıyla yazılmış kapkara bir belgeseli adeta.
Soraya Manutchehri'nin hikayesi, daha genç bir kadınla evlenmek ve nafaka vermemek için kendi kocası Ali tarafından kurulan o iğrenç komployla başlıyor. Köyün mollasıyla iş birliği yapıp 9 çocuk annesi karısına göz kırpmadan zina iftirası atan bir adamın, etrafındaki herkesi o cehalet ve nefret ateşine nasıl çektiğini izlemek...tarifsiz bir mide bulantısı yaratıyor. Ama asıl kan donduran kısım, adaletin ve vicdanın tamamen susturulduğu o düzmece yargılama ve sonrasındaki korkunç recm (taşlama) sahnesiydi. Kendi babasının, kendi kocasının ve omuz omuza yaşadığı köy halkının, eline taş alıp onu vahşice katletmesi... İnsanlığın, vicdanın ve merhametin o meydanda o taşların altında nasıl ezildiğini izlerken, "Incendies" filmindeki o boğucu ve acımasız coğrafyanın çaresizliğini tekrar hissettim. İkisinde de kadının bedeni, onuru ve hayatı üzerinden oynanan acımasız oyunlar ve susturulan feryatlar var.
Filmde beni en çok sarsan ve boğazımı düğümleyen kişi ise şüphesiz Süreyya'nın cesur halası Zahra oldu. Onun korkusuzca o iki yüzlü köy erkeklerinin karşısına dikilmesi, o kokuşmuş düzenin yüzüne tükürmesi ve yeğeninin sesini dünyaya duyurmak için tüm tehlikeleri göze alıp gazeteciye ses kayıtlarını ulaştırması... Eğer Zahra o cesareti göstermeseydi, Süreyya'nın çığlığı o köyün tozlu sokaklarında ebediyen kaybolup gidecekti. "Dünyanın bilmesini istiyorum" derken gözlerindeki o acı dolu isyan, adaletsizliğe boyun eğmeyen her kadının ortak sesi gibiydi.
Süreyya Manukçehr (9 çocuk annesi, 35 yaşında).Yer ve Zaman: 15 Ağustos 1986. Dünyaya Duyurulması: Süreyya'nın halası Zahra Khanum, köye arabası bozulan Fransız-İranlı gazeteci Freidoune Sahebjam'a gizlice ses kayıtlarını ulaştırmıştır. Olay önce kitaba, ardından The Stoning of Soraya M. filmine uyarlanmıştır.
Kendime Notlar
- Din, ahlak ve gelenek; vicdansız ve kötü niyetli insanların elinde her zaman en ölümcül silaha dönüşebilir.
- Bir toplumda adalet sadece güçlülerin ve sesini yükseltenlerin tekelindeyse, masumiyetin hiçbir hükmü yoktur.
- Gerçek kötülük her zaman dışarıdan gelmez; bazen aynı sofraya oturduğun, hatta "baba" ya da "koca" dediğin insanların ellerindeki taşlarda gizlidir.
- Susturulan her haklı ses, bir gün mutlaka bir yerlerden yankılanır ve o sessizliğe ortak olan herkesin yüzüne çarpar.
The Stoning of Soraya M., sadece İran'da değil, dünyanın her yerinde yobazlığın ve cehaletin kadınlar üzerinde kurduğu o korkunç tahakkümü anlatan, izlemesi çok ağır ama vicdanı olan herkesin cesaret edip yüzleşmesi gereken kanlı bir ağıt.
Bazen atılan o taşlar sadece masum bir bedeni değil, tüm insanlığımızı paramparça eder.
İslam hoşgörü dini değildir.! Yorumladığın inanç aslında senin vicdanın ile doğru orantılıdır.!