Coach Carter’ı yıllar sonra yeniden izlemek, gençliğime bir yolculuk gibi oldu. İlk kez izlediğimde lise çağlarındaydım, basketbol hayatımın merkezindeydi. O zamanlar bu film bana yalnızca ilham vermemişti, sanki kendi hayatımı perdeye yansıtmış gibiydi. Genç, hırslı, hayallerinin peşinde koşan bir basketbolcu olarak sahadaki her hücumda kendimi görüyordum.
Gençken filmdeki o katı kurallar bana biraz abartılı gelirdi: ders notlarını tutturamazsan forma giyemiyorsun, idmanlara katılmazsan saha kapalı. "Spor başka, okul başka" diye düşünürdüm. Ama bugün bakınca Carter’ın yapmak istediğini çok daha iyi anlıyorum. Spor, sadece kazanılan maçlarla değil, sahadan çıktığında nasıl bir insan olduğunla değer kazanıyor. O zaman belki fark etmedim, ama şimdi görüyorum ki Carter’ın kurduğu disiplin, aslında hayata atılan ilk sağlam adımların ta kendisiymiş. Çünkü hayat da aslında aynı sahada oynanan oyun gibi, yetenek tek başına yetmiyor, karakterinle kazanıyorsun. Benim için bu filmin etkisi işte burada gizli.
Bir de o dönem "One Tree Hill" dizisini tutkuyla izlerdim. O da basketbolun gölgesinde büyüyen gençlik hikayelerini anlatıyordu. Orada da basketbol, hayatın tam merkezinde duran bir metafordu. Lucas’ın kendi kimliğiyle ve ailesiyle mücadelesi, Nathan’ın sorumluluklarla yüzleşmesi… Hepsi aslında bizim gençliğimizin bir yansımasıydı. Coach Carter da aynı dili konuşuyordu. İkisinde de basketbol sadece bir spor değildi; dostlukların, aşkların, hayallerin ve hayal kırıklıklarının şekillendiği bir sahneydi. One Tree Hill bana gençliğin duygusal fırtınalarını hatırlatırken, Coach Carter bana disiplinin ve sorumluluğun önemini gösterdi. Birinde kalbin çarpıntısını, diğerinde aklın ve kararlılığın gücünü bulmuş oldum.
Şimdi filmi yeniden izlediğimde farklı bir noktadayım. Artık oyuncularla değil, Carter’ın kendisiyle özdeşleşiyorum. Onun sabrı, prensipleri ve doğru bildiğinden şaşmaması bana kendi hayatımda yol gösteriyor. Gençken sahanın ortasındaydım, şimdi ise kenardan bakıp oyunu daha geniş bir çerçevede anlamaya çalışıyorum. Belki de büyümek tam olarak budur: aynı hikayeye bakıp her defasında başka bir yönünü görebilmek.
Filmde hala yüzümde tebessümle hatırladığım bir kaç sahne var;
Basketbol hakkında öğrendiğim her şeyi kadınlardan öğrendim diyerek tüm taktik isimlerini kadın isimleri olarak tanıtması :D
“Delilah, o hücum oyuncusunu sıkıştır!”
“Diane, baskılı savunma yap!”
“Linda hücum demek, aklınızda kalsın!”
"Sorun şut atmanızda değil… Asıl sorun şutunuzun potaya girmemesi."
Coach Carter benim için nostaljik bir anıdan daha fazlası, gençliğimin aynası, bugünkü ben'i anlamamı sağlayan filmlerden biri. "Rich what? Richmond!"